個人檔案YÜREĞİMDESİN DEMİŞTİN YA...相片部落格清單更多 ![]() | 說明 |
YÜREĞİMDESİN DEMİŞTİN YA... İNANMIŞTIM...!!!Bir Daha O Gözlere İnanmak Mı? ASLA...!!! |
||||||||||||||||||||||
|
Şimdi Ölmek Üzereyim Yaren ... Şair Anlatmış Seni ... Ya Sen Çok Masalsın Ya Şair Çıldırmış ... Ya Sen Çok Güzelsin ... Ya Şair Çıldırmış ... Ya Sen Çok Yalansın ... Yada Şair Çıldırmış ... YA BEN ÇOK ÇOCUĞUM DAHA ... YADA ŞAİR HAKLI ... Hoşgeldin Arkadaşım Sende Bir Hatıranı Bırakırsan Sevinirim Kendine Çok İyi Bak
15 June Aşk-ı Bekâ lBürosunun haftalardır açılmayan penceresini açmıştı. Pencereyse şükranlarını kendi lisanı olan gıcırtısıyla dile getirmiş, hediye olarak da dışarıdan ödünç aldığı sevgi dolu rüzgarı sunmuştu. Üzerine resmiyet damgası vurulmuş oda, ipek saçlardan gelen kokuyla adeta renk değiştirmişti. Mürekkep ve dosya kokuları, bu eşsiz kokuya yenilmiş, kapıyı dışarıdan kapatmışlardı. Zaten böyle bir günde onların işi yoktu. Çünkü bugün günlerden sevgiliydi. Pencereden dışarı bakarken sevginin vesikalık fotoğrafını gördü. Bir kuş, diğerine ağzındaki ekmek kırıntısını ikram ediyordu. Kendilerini bu güne saklayan kurumuş yapraklar, kuşlara inat, gök yüzünde el ele geziyorlardı. Bir dal… Karşısındaki ağacın en güzel dalına aşık olan, mecnun dal…kendini kökünden kırarak, sevdiğiyle sarmaş dolaş oluyordu, kendi canına kıymak pahasına. Havanın soğuk olmasını fırsat bilen kediler de karşıdaki banka oturmuş, birbirlerine şiir okuyorlardı. Rüzgar çok sevdiği evlerin çatılarını okşuyor, bununla da yetinmiyor, bir de şarkı söylüyordu; en evrenselinden. Elinde bir demet çiçek, ayağı yere basmayan geç kız…da bu vesikalık fotoğrafta yerini alıyordu. Sevgiyi yoğun bir şekilde teneffüs ettikten sonra odanın içinde bir süre gezinmiş ve masasına oturmuştu. Heyecanlı olduğunu anlamak çok zor olmasa gerekti, titreyen elini görünce. Masanın üstündeki tarih ve saat levhasına gitti gözleri. 14 Şubat / 16:43 Mecnun dallar gibi onlarda buluşacak, sarılacaklardı. Kuşlar gibi uçamasalar da ikramda bulunacaklar, kurumuş yapraklar gibi el ele gezeceklerdi. Soğukta banka oturmuş kediler misali şiirler okuyacak, şarkılar söyleyeceklerdi. Ve genç kız gibi elinde çiçeği ile ayağı yere basmadan evine dönecekti, tüm sevgililer emsali. Bir an önce gidip hazırlanmam gerek. Oturduğu yerden hızla kalkmıştı. Dışarıya bir göz attı. Güneş kutsal görevini, Ay’a bırakmak üzereydi. İki saate kadar buluşacaklardı, her zamanki yerde. Şampanya rengi gömleği ve siyah üstüne beyaz işlemeli eteğimi mi giysem? Ya da açık mavi pantolonu mu? Büroda bir sağa bir sola gidiyor, bir türlü yerinde duramıyordu. En iyisi beyaz üstüne lacivert işlemeli takımı giymek. İki gün önce aldığı, özenle paketlettirdiği hediyeyi masanın üstünden almış, elinde tartıyordu. Geçenlerde çarşıda gezerken görmüş ve çok beğenmişti. Osmanlı Turası işlemeli kol saati… Acaba o bana ne aldı? Gömlek, kazak, parfüm, takı… Bunların hiçbir değeri yoktu onun için. Tek istediği, en çok ihtiyaç duyduğu bir şey vardı. Sokaktan geçerken, prenseslere taş çıkartacak güzellikteki genç kızları pencerelere, yol kenarlarına döken…Osmanlı asaletini omuzlarında gururla taşıyan delikanlının dilinden dökülecek kelimeler… Benimle evlenir misin? Onun için en büyük hediye bu olacaktı. Yedi aydır birlikte olmalarına ve birbirlerini deli gibi sevmelerine rağmen bir türlü evlenme teklifi alamamıştı. Aslında onunda evlenmek istediğini biliyordu ama çekingen ve utangaç bir yapıya sahipti. Arkadaşlarından duyuyordu; sana evlenme teklif edecek ama bir türlü beceremiyor, diye. Dün akşam telefonda, sana sevineceğini umduğum bir teklifim var. Yarın söyleyeceğim, demişti. Emindi bu sefer, evlenme teklifi alacaktı. Ve dün geceden beri heyecanının asıl kaynağı buydu. Hemen çıkarsam ucu ucuna yetişirim, diye düşündü, elindeki paketi çantasına koyarken. Kapıdan dışarı çıkacakken, içeri iri cüsseli biri girdi. Süratli bir şekilde, Özel Harekat Dairesinden dört kişiye saldırı düzenlendiğini, acil olay yeri inceleme ekibi olarak intikal edilmesi gerektiğini, söyledi. Onun için tarihler bir anda on beş şubata kaymıştı. Bu gün böyle bir olay duyacağını hiç tahmin etmiyordu. Sevginin yoğunluğunu hissettirdiği bugün de böyle üzücü bir olay… Geride bıraktıkları eşleri, sevdikleri...Özenle aldıkları hediyelerini belki de birkaç saat sonra vereceklerdi. Belki de aylardır göremedikleri ailelerini bu akşam görecekler, hayatlarının en güzel günlerinden birini yaşayacaklardı. Saldırıya uğrayanların kimliklerini sorduğunda, henüz böyle bir bilginin intikal etmediği cevabını aldı. Araç son sürat olay yerine doğru ilerliyordu. Az önceki sevgi dolu düşüncelerinden eser kalmamış, hepsi heyelan olayına tanık olmuş, sevginin vesikalık fotoğrafı yanmıştı. El ele tutuşup göklerde uçuşan yapraklar ayrılmış, kırılan dal yere düşmüş, şarkı söyleyen rüzgarın sesi kulakları tırmalamaya başlamış ve genç kızın elindeki çiçekler bir bir solmuştu. Aracın sarı ve yetersiz farları, birbirlerine sarılmış, mutluluktan uçan sevgi timsallerinin üstüne konuyordu. İmrendi… Şimdi çiçek tutması gereken elleri, bir sürü kriminal aletiyle dolu çantayı tutuyordu. Kuaförde yaptırmayı planladığı saçları, gelişi güzel arkaya kocaman bir tokayla tutturulmuştu. Ya şampanya rengi gömleğe ne oldu? Onun yerini de ağır ve bir o kadar soğuk çelik yelek almıştı. Sana sevineceğini umduğum bir teklifim var. Yarın söyleyeceğim… Bir an buluşacaklarını tamamen unutmuştu. Hemen cep telefonuna sarıldı. İşinin çıktığını, gelemeyeceğini söyleyecekti. Bu onu elbette çok üzecekti. Sevgililer gününde ayrı kalmak kimi üzmezdi ki. Sanırım sessize aldı telefonu. Telefonu açan yoktu. Meşgul olduğunu düşündü. Olay yerine ulaştıklarını, az ilerdeki kalabalıktan anlamıştı. Polis araçlarının siren sesleri ağıt yakmakla birlikte, meydan okuyordu. Etraf meraklılarla dolmuş, polis güvenlik gereği bunları uzaklaştırıyordu. Ne işiniz var burada? Sevdiklerinizle doyasıya eğlenmek varken. Meraklı kalabalığı yararak olay yerine ilerlemeye başlamışlardı. Polisin kurduğu güvenlik duvarına geldiklerinde yaka kartlarını gösterip, şeridin diğer tarafına geçtiler. Sivil polis aracının kurşuna dizildiğini, şoförün ve yanındakinin başlarından vurulduğunu, diğer iki kişinin aracın dışında, yerde yattığını gördü. Üzerlerinde gazete sayfaları örtülüydü. Neden gazete? Nefret etmişti gazetelerden. Olayı en ince ayrıntısına kadar anlattıkları yetmiyormuş gibi bir de… Çalıyor. Konserve kutusuna dönen aracın dışında, hemen önünde yerde yatan cesede doğru ilerlemeye başlamıştı. Tekrar cep telefonuna sarılmış, arkasını dönüp biraz uzaklaşmak istemişti. Çünkü öylesine gürültü vardı ki kendi sesini dahi duyamıyordu. Kötü bir tesadüf olmalı, kaderin ufak bir şakası bu, değil mi? Her şey sus pus… Hemen önünde yatan cesetten gelen ses, mahşeri kalabalığın yarattığı gürültü bulutunu parçalıyordu. Üzeri gazete ile örtülü cansız bedenden gelen ses... Cesede ait telefon çalıyordu. Karenin donduğu an... Kim cesaret edip cesedin üstündeki gazeteyi alabilirdi. Hangi yürek buna cesaret edebilirdi ki? Ya oysa! Ve rüzgar…kimsenin yapamadığını yaptı. Kanlı gazeteyi kollarına alıp götürdü. Ve rüzgar…bu yaptığından sonsuza kadar pişman olacaktı. ... Aşk-ı Bekâ llGüneş’in kutsal görevini Ay’a bıraktığı gibi onlarda kutsal görevlerini meslektaşlarına bırakmış, sevgi gününde, sevdikleriyle beraber olacakları anların mutluluğunu giyinmişlerdi üzerlerine.
Güneş’in cömert davrandığı, Ay’ın ise pintilik yaptığı dağlardan, sokak lambalarının ve dükkan levhalarının gelin arabası gibi süslediği şehre indiklerinde, gözlerinin içi parlıyor ama ikinci dakikalarında kendilerinin yabani oldukları hissine kapılıyorlardı. Dağda ölmedim ama şehirde heyecandan öleceğim. Geceleri hayaliyle uyuduğu, saçlarının yerine sarı otları okşadığı, incecik belinin yerine buz gibi silahına sarıldığı, başını omzunun yerine taşa koyduğu günlerin ardından, yanında yatacağı, ipek saçlarını okşayacağı, incecik beline sarılacağı, başını omzuna koyacağı günlere kavuşmuş, bu yüzden heyecandan kalbi elinde atıyordu. Nasıl söyleyeceğim? Kaç zamandır söylemeye çalıştığı fakat, bir türlü dillendiremediğini bu defa söyleyecekti. Benimle evlenir misin? Kaç kere dilinin ucundan geri çevirmişti bu sözü. Kaç kere…yutmuştu, istemeyerek. Cennetten kaçmış, dünyayı güzelliğiyle bezemiş güzelliğin karşısında eli ayağına dolanmayıp, dili kör düğüm olmasa… Parmakları arasındaki kalbinin, ustaca kullandığı silahından daha hızlı hareket etmeye başladığını hissetmişti. Yok, en iyisi mesaj çekmek. Böylelikle rahatlıkla karşısına çıkabilirim, diye düşünmüştü. Eline aldığı telefonu dahi yerinde durduramıyor, bunu gören arkadaşları da sakin olması, heyecan yapmaması gerektiğini söylüyorlardı. Silah sesleri..! Farlara isabet eden mermiler neticesinde oluşan karanlığı, aracın üstüne yağan mermilerin meydana getirdiği kıvılcımlar aydınlatmaya başlamıştı. Gelen mermilerin haddi hesabı olmadığı gibi nerden geldiği de belli değildi. Üzerlerine yağmur misali kurşun yağıyordu. Şoförün ve yanındakinin isabet aldığını fark etmişti. Yanındaki arkadaşına aşağıya ineceğini, bagaja ulaşması gerektiğini, otomatik silahların orda olduğunu, bu sırada da kendisini korumasını söylemişti. Beylik silahlarının ağızlarına mermileri vermiş, kafalarını kaldırmadan sıkmaya başlamışlardı. Bu sırada kapıyı yavaşça açmaya çalışıyordu. Kafasını bir kaldıra bilse…ama imkanı yoktu. Aracın içinde yere gömülmüşlerdi. Çoktan şehitlik mertebesine ulaşmış arkadaşlarının cansız bedenlerine hala mermilerin isabet ettiğini, yüzlerine sıçrayan kanlardan biliyorlardı. Daha fazla dayanamayız. Bir şeyler yapmazlarsa onlarda öleceklerdi. Emindiler. Çünkü saldırganlar az sonra burunlarına kadar girip, aracın içini tarayacaklardı. Kapıyı açmış, kendini yere atmıştı. Parmağı bir an olsun tetikten ayrılmıyor, mümkün oldukça hızlı davranıyordu. Aman Allah’ım. Etraflarının onlarca kişi tarafından çevrili olduğunu gördüğünde her şeyin bittiğini anlamıştı. Hepsinin elinde otomatik silah, durmaksızın mermileri gönderiyorlardı. Ah..! Bagaja doğru sürünürken mermilerin bacaklarından sırtına doğru girmeye başladığını hissetmişti. Onlarca mermi…vücudunu yakmaya başlamıştı. Aracın arkasına –bagaja- ulaşmış fakat ayakları tutmuyor, kolları kalkmıyordu. Saldırganlar sonunda parmaklarını tetikten çekmişlerdi. Meydana gelen sessizlikte kulağının çınlamasına, ayak sesleri karışıyordu. Yaklaşıyorlardı. Buraya kadarmış. O an hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçmiyordu. Gözünün önünde olan tek şey, ipek saçlı ve melek yüzlünün gitme diye haykırışıydı. Canından çok sevdiği, bir türlü evlenme teklif edemediği melek yüzlü... Başı dönüyor, enerjisi bitiyordu. Ölüyorum. Suratı toprağı öpmüş, yüz üstü yere çakılmıştı. Artan ayak seslerinin hemen sonrasında, devresinin hakkını helal et kardeşim, sözü ve tekrar silah sesleri. Senden ayrılıyorum, seni yalnız bırakıyorum aşkım. Eşhedü… ve boynundan giren mermi ve açık gözleri. Mahşeri bir kalabalık… Her yerinden mermi girmiş, kanlar içinde yatan vücudunu ve başında ağlayan arkadaşlarını gördü. Eliyle kendini yokladı. O yerde yatan ben miyim? Hemen yanında dizleri üstüne çökmüş ağlayan tertiplerine seslendi. Duymuyorlar. Haykırmaya başladı ama yine kimse duymadı ve görmedi. Kalabalığı yararak geçen sedyenin üstünde yatanı gördüğünde koşmaya başlamıştı. Aşkım! Sedyeyle beraber ilerliyor, ıslak yüzünü siliyor, alnından öpüyor, saçını okşuyordu. Aşkım, bak ben buradayım. Yanındayım. Sedyeyi ambulansa koymak için kaldırmışlar, ambulansın içine doğru kaydırıyorlardı. Durun! Etrafındakilere bağırıyor, onların yakasına yapışıyor ama… Neyi var? Nereye götürüyorsunuz onu? Beni duymuyor musunuz? Yanına binmek için yeltenmişti ki ambulansın kapısı yüzüne kapandı. Durun..! Ambulansın arkasından koşmaya başlamış ama yetişememişti. Ambulans gözden kaybolmuştu, acı bir feryat misali siren eşliğinde. Arkasını dönmüş, mahşeri kalabalığa bakıyordu. Koşar adımlarla yerde yatan kendisine bakmaya gitti. Evet, hala yatıyordu ve hiç kalkmaya niyeti yoktu. Ben öldüm! Kahretsin, ben öldüm… Etrafındaki gözlere baktı, hepsi yaşlıydı. Lanet olsun teröre, diyordu hepsi bir ağızdan. Bunlar da kim? İnsanlara hiç benzemeyen ama orada hazırda bekleyen şeylerin ne olduğunu anlayamamıştı. Bembeyaz kıyafetli, insana benzemeyen… Melek bunlar, diye düşündü. Asaletinden hiçbir şey kaybetmediği, ölümü çiğnercesine meleklerin üstüne yürüyüşünden belliydi. “Neden beni sevdiğimden ayırdınız?” diye haykırmaya başlamıştı. Başı eğik olan meleğin yüzünden, bembeyaz ve gözleri kamaştıran, doluyu andıran şeylerin yere düştüğünü gördü. Ağlıyor. Meleğin ağladığını görünce, onun da gözleri doldu. “Bak ne hale geldi. Ama o şimdi bensiz ne yapar?” Arkasından başka bir meleğin kendisine doğru yaklaştığını gördü. Tam karşısında ay gibi asılı duyuyordu şimdi. İki elini ona doğru uzattı. Avucunun birini açtı ve etrafa saçılan nurdan gözleri kamaştı. Dikkatle baktığında, çelengi andıran bir şeyin ortasında şehit, yazdığını gördü. Melek bu defa diğer avucunu açtı. Bu avucunda da eşsiz bir manzaranın ortasında cennet, yazılıydı. Bir süre karşısındaki meleğe baktı, yaşlı gözleriyle. İçinden haykırmak geliyordu. Hayır… Her şeyin bittiği, şehit olduğu ve cennet ile şereflendirileceği haberini almıştı. Vücudunun kendisine ağır geldiğini hissetmeye başlamış, dizleri üstüne yıkılmıştı. Allah’ım ben onsuz cenneti neyleyim..! Bütün meleklerin sustuğunu fark etti. Ve arkasından yerin sallandığını. Sanki deprem oluyordu. Sallantı iyice artmaya başlamıştı, biraz daha devam ederse taş üstünde taş kalmayabilirdi. Olduğu yerde güçlükle doğrulmuş, meleklere bakıyordu. Hepsi saf haline geçmiş, elleri önünde bekliyordu. Fısıltılar arasında Azrail Aleyhisselam geliyor, sözünü işitti. O an çaresizce imkansızı düşünmeye başladı. Azrail gelecek, canını tekrar ona verecekti ve o sevdiğine kavuşacaktı. Aklına başka bir şey gelmiyor, bunun haricinde de hiçbir şey istemiyordu. Bir elin omzuna yavaşça dokunduğunu hissetmiş, yavaşça başını döndürmüş ve omzunun üstünden bakmıştı. Ak saçı ve sakalıyla masallardaki pamuk dedeyi andıran, babacan bir yüz ifadesine sahip, heybetli biri. Öyle ki babacan yüz ifadesi heybetinin ürkütücü havasını saklamaya yetmiyordu. Ani bir refleksle Sen kimsin? diye sordu. Azrail cevabını aldığında hiç şaşırmamıştı. “Senin canını aldım ve şehit oldun. Sana cennet mekanı müjdelendi ama sen ‘onsuz cenneti neyleyim’ diye yürekleri yaktın.” Babacan simadan, yeri ve göğü titreten bir sesin çıkacağını hiç tahmin etmemişti. Karanlıkta tek başına kalan çocuk gibi hissetmeye başladı kendini. Gözleri annesini arar olmuştu bir anda. Tekrar konuşacak olsa bir defa daha ölebilirdi. Belli belirsiz tebessümle karşılaşınca biraz da olsa rahatlamıştı. Ve tekrar o yeri ve göğü titreten ses işitildi. “Sen şehitsin. En büyük hediye, sana onu getirmek olacak.” Ve o heybetiyle birlikte, ambulansın arkasından gitmiş, saniyeler içerisinde gözden kaybolmuştu. Meçhul BekleyişPamuk şeker misali bulutların gezindiği, Ankara'nın gözdesi, Ankara'nın simgesi Ata Kule, iplik iplik yağan yağmurda ipek sarısı saçlarını yıkıyordu. Rüzgarda dalgalanan eteği ve masmavi gözleri... Bulutları kılıç gibi keserek inen güneş ışınlarının aşık olduğu, bu yüzden ilk uğradıkları yer, Ata Kule'nin masmavi gözleri (yüksekliği ve en tepesi)...görenlerin aklını başından alıyordu. Birazdan gelir. Heyecandan her yanı titriyordu. Her sabah burada -Ata Kule'nin karşısında- buluşmalarına rağmen, o her seferinde sanki ilk kez buluşuyorlarmışçasına heyecanlanıyor, Ata Kule'nin kucağı o an ona dar geliyordu. Köşedeki çiçekçi uğrak yeri olmuştu. Her sabah uğruyor, bir dal kırmızı gül alıyor, oradan da Ata Kule'nin -aşk durakları- karşısındaki ağacın altındaki banka oturuyordu. Sabah aynanın karşısında özenle taradığı saçları, şimdi yağan yağmurun sayesinde bozulmuştu.Cebinden çıkardığı selpak ile kurulayıp şekil vermeye çalışıyor, sonra boşver deyip iyice dağıtıyordu, siyah, kısa saçlarını. Rüzgarın biraz daha sert esmesiyle, elindeki gülü muhafaza etmek için ceketinin iç cebine koydu ve düğmelerini ilikledi. Yerde oluşan su birikintisinde kendini görmüştü. Tam bir berduşa benzemişti; dağınık saçları, ıslak ceket ve pantolonuyla. Oldu olacak ceketimin yakasını da kaldırayım, diye düşündü ve ceketinin yakasını da kaldırıp banka kendini iyice gömdü. Omzunun üstünden Kızılay tarafına doğru baktı. Her sabah o taraftan geliyordu. O da şemsiyesiz gelecekti. Seviyorlardı ikisi de yağmurda, hele ki nisan yağmurunda el ele tutuşup sahil boyu yürümeyi. Ipıslak oluncaya kadar gezdikten sonra kendilerini pastahaneye atıyorlardı. Sıcacık börekleri büyük bir keyifle yiyorlardı, demli çay eşliğinde. Pastahaneden çıktıklarında kendilerini otobüste ve sonrasında Ankara Kalesi'nin o eşsiz manzarasında buluyorlardı. Şimdi gelir. Işıl ışıl parlayan, su zerreciklerinin hızla düştüğü Kızılay yoluna bakarken heyecanı artıyordu. Çünkü birazdan görünecekti. O uzun, kestane rengi saçları...eşsiz gerdanını nasıl da süslüyordu. Ya gülerken kendini gösteren gamzeleri...ela gözlerinin altında bir padişah tahtı asaletiyle duran elmacık kemiğiyle nasıl da haşır neşir oluyordu. Ela gözler...buğulu ela gözleri hep gülüyordu. Ya onu başka gözlerden kıskanıp, sürekli saklamaya çalışan kirpiklere ne demeli.. Cennet bahçelerine giden yol misali kirpikler... Narin elleri ki o kadar narin ki, tutmaya kıyamaz. Tutmadığı zaman da yere düşüp kırılacak bir pırlanta gibi aklında kalırdı, narin elleri. O yüzden hiç bırakmaz ama incitmemeye de özen gösterirdi. Birazdan yağan yağmurun altından deniz kızı gibi süzülerek gelecekti. Masum yüzünü gördüğünde yine heyecandan dili damağı kuruyacaktı. Yüreğinin güzelliği yüzüne vurmuş, diye buna denmezdi de neye denirdi? Şimdiye kadar ondan sonra geldiği görülmemişti. Bir saat önce evden çıkar, yarım saat Ata Kule'nin karşısında onu bekler, bu dakikaların tadını çıkarırdı. Seviyordu. Onu beklemeyi seviyordu. Ve hep bekleyecekti. Ona göre sevdiğine verilebilecek en güzel hediye zamandı. Çünkü zaman öyle bir hediyeydi ki geri alamazsın ve bu yüzden eşsizdi. Her ne verirsen ver geri alına bilinirdi fakat zaman öyle değildi. Şimdiye gelmeliydi. Camı ıslanmış ve buğulanmış saatine baktı. Islak omzunun üstünden, bir o kadar ıslak yola zeytin siyahı gözleri yeniden kaydı. Heyecanı her geçen saniye artıyor, oturduğu yerde duramıyordu. Yine gelemeyecek, diye düşündü. Geçen seferde gelememişti ve evlerine gitmişti. Ya yine hastalığı baş gösterdiyse, ondan gelememişdir yine. Gelmediği gün evlerine gitmişti. Hasta yatakta yatıyordu. O hayat dolu, neşe saçan...yatakta çaresiz yatıyordu. Birden oturduğu banktan sıçrarcasına kalktı. Heyecanına bir de endişe eklenmişti şimdi. Ya yine hastalandıysa. Evlerine gitmeyi düşündü ama geçen sefer gittiğine de bir nevi pişman olmuştu. O hayat dolu insan, kimsenin onu böyle görmesini istemiyordu. Hasta yatakta bile çok güzel. Onun masum yüzüne hiçbir şey gölge düşüremez. Tekrar saatine baktı, volta atarken. Duramıyordu yerinde. Duramazdı da. Endişesi olmasa, aylarca bekleyebilirdi onu ama hastalığı aklına geldikçe duramıyordu. Gelmeyecek, en iyisi ben evine gideyim. Ceketinin iç cebindeki kırmızı güle baktı. Onun da sabırsızlandığı her halinden belli oluyordu. Biran önce kendini o narin ellere bırakmak istiyordu. Koca Tepe mezarlığına'na yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Masumiyet abidesinin evine -Koca Tepe mezarlığına- gidiyordu... SERSERİMEElime son kez aldim kagit kalemi, Bu sana son mektubum. Postaci son bir kez haber getirecek Benden sana. Canim bilirim aldirmazsin hiçbirseye, Ne sevgiye ne de hislere. Simdi elimde bir sigara var, Bugün çok içtim. Bilirim kizacaksin, "Içme demistim" diyeceksin, Ama ben yine ayni cevabi verecegim: Dertliyim. Son kez bu kalp derdinle dolu. Bu mektubumda Seni ne kadar sevdigimi Özledigimi yazmayacagim. Artik degistim ben. Senin umursamaz tavirlarindan biktim SERSERIM. Takmiyorum artik ben de seni. Hani bende bir resmin varya, Arkadasima verdim SERSERIM. Çok begenmis seni, "Al senin olsun" dedim Ama dikkat etmesini de söyledim, Olur ya çikarsaniz "Boynuzlamasin seni" dedim. Yüzünün seklini görmeni isterdim SERSERIM. Bu mektup digerine benzemiyr degil mi? Dün gece yiktin, öldürdün beni SERSERIM. Dilindeki hece bir kursun gibi saplandi yüregime. Tüm gece kanadi durmadan, Gözlerim doldu aglayamadim. Yataklara düstüm ne zamandir. Ama iyi oldu aslinda Seni umursamiyorum artik, Sen ne demistin SERSERIM. "Üzülme!" Üzülmüyorum zaten gülüyorum, Bu acilarin getirdigi mutsuzlugu seviyorum. Lanet olsun sana SERSERIM. Bu kadar degersiz miydi sevgim? Biliyorsun ben seni çok sevdim. Bu sana son mektubum SERSERIM. Yak istersen,istersen baskalarina okut. Ya da evet Içip içip agla, Ama sunu bil ki bu sana son mektubum. Bundan sonra hain yazar mezar tasinda Bir ölüsün artik sen hatiralarimda.... SERSERIDEN CEVAP Bugün hiç beklemedigim bir anda,
Mektubunu aldim GÜZELIM. Son mektubum demissin, inanmam Sen dayanamazsin bensizlige, Erirsin,bitersin günden güne. Bak ne diyorum GÜZELIM Gönlün olsun,birkaç gün daha çikalim Sevinirsin belki. Hediye olur ya da bir elma sekeri. Sen bensiz yapamazsin GÜZELIM. Seni öptügüm o ilk ani hatirla, Nasil da çocuklar gibiydin, Bayilacaksin diye korkmustum GÜZELIM. Ben senin gibi neler geçirdim elimden, Bilirim haberim yok sevmeden, sevilmeden. Sen beni gerçekten sevdin mi GÜZELIM? Sana bu mektubu meyhaneden yaziyorum, Biraz önce birkaç çocuk dövdük GÜZELIM, Onlarin serefine içiyoruz. Bak GÜZELIM!Ben sana ne demistim hatirlamiyorum "Üzülme" yazmissin Sahiden dedim mi? Içkiliyken herhalde, bilirsin. "Yiktin" yazmissin Sahiden yikildin mi? Umursamazsin sanmistim Takmazsin diye ummustum, Ama madem beni umuttun, Bu sana son sözüm olsun Ben de seni sevdim haberin olsun GÜZELIM. KIZIN ARKADASINDAN SERSERIYE
Seni tanimiyorum serseri,
Ama arkadasim seni çok sevdi. "Son mektup" demisti dogru, Hem o seni çoktan unuttu. Seni çok begendim be serseri, Belki seversin, belki de... "Güzelim" demissin bizimkine, Ben de seni zevkli bilirdim. Ben ondan daha güzelim. Bak serseri! Ben seni ondan daha çok severim. Telefon numarami yaziyorum,arkada, Onu aradigin gibi beni de ara. Ayrica senin güzel gariplesti bu ara "Kalbim agriyor" diyor, Doktor bir teshis koyamiyor. Aman canim o da bir baska, Aglasa da gülüyorum der etrafa Sakin unutma beni ara. SERSERIDEN ARKADASA
Bak kizim ben seni sevmedim daha en basta,
Ben güzelimi sevdim herseyden çok. O bana "serserim" derdi canindan koparcasina, Sen ise "serseri" diyorsun sokakta kalmisçasina. Senin gibi arkadas olmaz olsun. Güzellige gelince,kimse yarisamaz benim GÜZELIMLE. Simdi birak bunlari "son mektup" derken yalan sanmistim Daha beter içer oldum, Her gece sarhosum. Bir daha ki mektupta güzelimden bahset bana. Simdi gerçekten mutlu mu? Yoksa baskasini mi seviyor? Hasta demistin,kalbinden hasta Yoksa bu ask hastaligimi? Benden baskasi ile... Çabuk yaz arkadas Herseyi arkadas, herseyi anlat bana. Anladim ki yasayamam ben onsuz bu dünyada. ARKADASTAN SERSERIYE
Afedersin serseri yanlis yapmisim ben,
O seni gerçekten çok sevmis. Son nefesinde bile adini söyledi, Yüregim parçalandi,anlayamazsin. éSERSERIM" deyisini duysaydin gözleri kapanirken. Askin öyle sarmis ki bedenini Kaybedince, yasayamadi öldü iste. Son mektunda ne yaptin? Içip içip agliyor musun? O simdi mezarinda huzurlu yatarken, Yilanlara bile seni anlatir süphen olmasin. Zaten mezar tasinda "SENI SEVMISTIM SERSERI" Yazisini görünce anlarsin. Belki bir umut vardi yasamasinda, Ama senin de ciddi olmandi. "Birkaç gün çikalim" demissin ona. "Elma sekeri olur" demissin. Iste o vurdu senin güzelini, Indi zavallicigin yüregine. Simdi mezarinda derin bir uykuda, Sevgisi de sonsuzlasti onunla. Aslinda o hiç istemedi öldügünü bilmeni Ama dayanamadim yazdim iste. Simdi ne yaparsin,nasil yasarsin? Içer misin, adam mi döversin? Sen de onu sevmissin öyle yazmissin, Öyleyse birak askiniz yasasin. SERSERININ ODASINDAKI NOT ;
...SANA GELIYORUM GÜZELIM, SENI SEVIYORUM GÜZELIM... Seni Çok SeviyorumŞuan dersteyiz. Yanımda dünya tatlısı bir kız oturuyor. Yüzüne bakmaya kıyamıyorum.onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. O benim en yakın arkadaşım. Beni sadece arkadaşı olarak görüyor. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum...
10. SINIF
Evdeydim arayıp erkek arkadaşıyla tartıştığını ve bana ihtiyacı olduğunu söyledi.sonra bize geldi.bana sıkı sıkı sarılıp ağladı.Şuan dizimde uyuyor.saçlarını okşayıp ogül yüzünü doya doya seyrettim.ben onu o kadar çok severken o beni sadecearkadaşı olarak görüyor.nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum...
11. SINIF MEZUNİYET BALOSU
Onunla çocukluktan beri arkadaşız.8. sınıftayken birbirimize söz vermiştik lise sonda mezuniyet balosuna gidecek eşimiz olmazsa beraber gidecektik.beni aradı ve erkek arkadaşının hastalanıp gelemeyeceğini söyledi ve beraber gidebilir miyiz diye sordu. kabul etttimonu evinden aldım.balodaki en güzel kız oydu.bembeyaz elbisesiyle tıpkı bir melek gibiydi..gece boyu dans ettik.kollarımdayken hep aynı şeyi düşündüm onu çok seviyordum .gece sonunda onu evine bıraktım.beni yanağımdan öpüp en iyi arkadaşı olduğumu söyledi.onu gerçekten çok seviyorum.ama o beni arkadaşı olarak görüyor.ona onu sevdiğimi nasıl söylerim. nedenini bilmiyorum ama kenmdimden çok utanıyorum...
Aradan yıllar geçti.. şimdi o canımdan çok sevdiğim meleğimi toprağa veriyorum. özel eşyalarının arasından kara kaplı bir defter çıkmış bana verdiler.okuyup okumamakta kararsızdım.açtım. bu bir günlüktü ve bir sayfasında şöyle yazıyordu...
''Şuan dersteyiz ve yanımda dünya yakışıklısı bir çocuk oturuyor.yüzüne bakmaya doyamıyorum.onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor.beni arkadaşı olarak görüyor.erkek arkadaşım olduğu yalanını söyleyerek ve sürekli onunla ilgili yalanlar uydurarak yanında olabiliyorum.onu canımdan çok seviyorum.bana bir kerecik SENİ SEVİYORUM deseydi dünyalar benim olurdu...''
Ben bu satırları okurken meleğimi çoktan gömdüler.hıçkırıklarımı tutamıyorumgözümü mezarından alamıyorum.merak etme biriciğim ben de ben de seni çok seviyorum.... Bir SaatAdam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu kapının önünde beklerken bulmuş. Çocuk babasına "baba 1 saatte ne kadar para kazanıyorsun ?" diye sormuş. Zaten yorgun gelen adam "bu senin isin değil" diye yanıtlamış. Bunun üzerine çocuk "babacım lütfen bilmek istiyorum" diye yanıt vermiş. Adam, "illaki bilmek istiyorsan 20 dolar" diye yanıt vermiş. Bunun üzerine çocuk, "peki bana 10 dolar borç verir misin" diye sormuş. Adam iyice sinirlenip "benim, senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok hadi derhal odana git ve kapını kapat" demiş.
Çocuk sessizce odasını çıkıp kapısını kapatmış adam sinirli sinirli bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder diye düşünmüş aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşmiş ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşünmüş belki de gerçekten lazımdı. Yukarı çocuğun odasına çıkmış ve kapıyı açmış. Yatağında olan çocuğa "uyuyor musun ?" diye sormuş. Çocuk, "hayır" diye yanıtlamış. "Al bakalım istediğin 10 doları sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" demiş. Çocuk sevinçle haykırmış "teşekkürler babacığım". Yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkarmış adamın suratına bakmış ve yavaşça paraları saymış bunu gören adam iyice sinirlenerek "paran olduğu halde neden benden para istiyorsun, benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok"demiş. Çocuk, "ama yeterince yoktu" demiş ve paraları babasına uzatarak "işte 20 dolar, 1 saatini alabilir miyim ?" demiş... Küçüğüm Sende ÖlmeAynı sokakta oturuyorduk. Her gün başka bir kızla gelirdi eve. Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi. Fakat kimse gerçeği bilmezdi. Kirli sakalları vardı. Kahverengi gözlü, kumraldı. Hiç kimseyle konuşmaz, sadece gelip geçerdi. Bir gün onunla yolda karşılaştık. Çok güzel bir yüzü vardı. Bana baktı ve gülümsedi. Şaşırdım…! Ama yine de onu sevmemeye çalıştım. Fakat o çok farklıydı. Gece boyu lambası yanardı. Bazen uyumak yerine onun evini seyrederdim. Onu sevmediğim halde onun her şeyi ile ilgilenirdim. Bir gün yine kendimi onu gözetlerken buldum. O an anladım ki hep kendimi kandırmışım. Ben ona çoktan aşık olmuşum bile… Artık o eve gelmeden uyumaz oldum. Herkes onun kötü olduğunu söyleyince onu savunuyordum. Geçen gün yine onu yolda gördüm. Bana göz kırptı. Yanımdan geçerken onu çağırdım. “Acelem var KÜÇÜĞÜM” dedi bana. Eve gidip saatlerce ağladım. Karar verdim. Ne olursa olsun ona onu sevdiğimi söyleyecektim. Yolunu bekledim. Bir gün gelirken onu gördüm. Peşine düştüm. Eve girdi. Biraz bekleyip kapıyı çaldım. Kapıyı açıp “Ne var KÜÇÜĞÜM?” dedi. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Adını bile söyleyemeden “SENİ SEVİYORUM” dedim. Gülümsedi, cevap vermedi. Çok utanmıştım. Konuşamadım ve hemen dışarı çıktım. Sonra 1 ay boyunca onu görmemek için sokağa çıkmadım. Bir gün kızlarla evde konuşurken mahalleye bir ambulans geldi. Onun evinin önünde durdu. Şaşırdık. Hemen dışarı fırladım. 3-5 dakika sonra görevliler onu sedyeyle dışarı çıkardılar. Önümden geçerken “ben de seni, KÜÇÜĞÜM” dedi ve gözlerini yumdu… Herkes bana bakıyordu. Ağlayarak koşmaya başladım. Göz yaşlarım durmadan akıyordu. Eve geldiğimde annemler ondan bahsediyordu. Ailesi yokmuş. Kendi gayretleriyle bu yaşa gelmiş, okumuş. Sevdiği bir kız varmış. Ailesi vermeyince kız evden kaçmış. Bir hafta sonra kız ölmüş. Kimi sevdiyse ölmüş. Çok acı çekmiş. İntihar edip hastaneyi aramış. Polisler geldiğinde evinin duvarında “KÜÇÜĞÜM” yazısını bulmuşlar. “KÜÇÜĞÜM, sen de ölme…” yazıyormuş… “KÜÇÜĞÜM, SEN DE ÖLME…” Zeynep TeyzeGenç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; "-Gayet iyi." dedi. Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi.
Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi.
- Alo.kızım, nasılsın?
- İyiyim anne. Ne oldu
- Sana bir surprizim var.
- Surpriz mi?
- Evet.Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş..
- Eee kimmiş.
- Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum.
- Ben mi?
- Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum.
- Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen.
- Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir.
- Amaaan. Peki peki. Nasıl tanıyacağım.
-Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak.
-Tamam anne..tamam.
- Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum.Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim.
- Hemen darılma, tamam dedim ya.
O nasıl tamam demekse. neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim.
**** **** **** **** **** **** **** **** **** ****
Genç kız, izin alıp çıktı.Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını farketti. Arkadaşlarıyla hep paralı,lüks eğlence yerlerine giderlerdi.
Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti. "-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam" diye düşündü.
Köylü kadın çekinerek seslendi;
- Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim?
"Kızım" diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.
- Ne var, adres mi soracan! ..
Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı;
- Hayır kızım, başka bir şey soracaktım.
- Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.
Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü.
"-Nihayet." diye düşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu.
Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü.Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü;
- Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla. Fakat ağlamayla benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı.
Kadın dayanamadı;
- Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim! .
- Oooo... laf yapmayı da biliyormuş
-Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.
Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi.
**** **** **** **** **** **** **** **** **** ****
Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi.
- Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde?
- Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dinlenmek için gelmiş biriymiş.
- Allah Allah! ... giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı.
Genç kız bir an durakladı.
-Küçük bir kız mı?
- Evet
- Anne! . biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi?
- Kültürsüz değil ama zengin değil.
- Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme.
- Köyden gelen kadına ne denir ki! ..
- Oh. iyi iyi, köylü kadınları karşılmaya beni gönderiyorsun.
- Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. ' - Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım'. Dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı.
-Ne istiyormuş?
- Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.
- Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım?
Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;
- Kızım, sen bebekken biz köydeydik.
- Eee.
- Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri,atları,tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim.
-Evet, hatırladım.
- O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.
- Herhalde şimdi anlatacaksın.
- Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzğar bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rüzğar bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu.
- Niçin?
- Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! .. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı. Genç Delikanlı ve KızÜniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı.Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda..Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. "Anladım" der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu. Dahası..Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar.Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde,bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan: "Tabii" dedi.. "Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.." "Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı. "Mutluluk işte bu.." Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı..O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken ki, o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya, o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.." Hayır, aramayacaktı..Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolej'de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki..Kız "Keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki..Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan, kız, dizeleri okurken.. "Ne hasta beklerdi sabahı
Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej'in önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı..Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok." "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini o, o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, seytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir aslında.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu.. Bekleyiş sürüyor, sürüyordu..Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.." "Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece..Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı.. "Yaaa!.." Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da ikinci ve son dörtlüğü onun.." Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız dizelere bakarken.. "Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!.." Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hâlâ düşünüyor..O uzun, çok uzun bekleyiş aşkını öldürmüş müydü, acaba?. Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini yaşatmak için mi, yaşayanı silmişti yani?.. Yokluğunda bulmak bu mu demek oluyordu?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hâlâ bilmiyor..Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, delikanlı bendim!.. Hıncal ULUÇ Bir Aşk HikayesiDaha henüz 22 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapamıştı kendini.. Sokağa çıkmıyordu. Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardı bütün hayatı..Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa..Bir yığın vitrinin önünden geçti.. Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar..Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte.. İçeri girdi..Kız gülümseyerek koştu ona.. "Size nasıl yardım edebilirim" diye..Nasıl bir gülümsemeydi o.. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı..Kekeledi, geveledi, sonra "Evet" diyebildi.. Rast gele bir plağı işaret ederek.. "Evet.. Şu CD'yi bana sarar mısınız?.." Kız CD'yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi.Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı..Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana.. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan.. Günler hep alınıp sardırılan CD'lerle geçti.. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda..Annesi "Git konuş oğlum, ne var bunda" dedi..Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı. Arkaya gitti, paketlemeye.Kız içerdeyken bir kağıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan..İki gün sonra evin telefonu çaldı.. Anne açtı telefonu.. CD Dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan.. Delikanlıyı istedi.. Notunu daha yeni bulmuştu ..Anne ağlıyordu..Duymadınız mı" dedi.. "Dün kaybettik oğlumu.." Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda.. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı.. Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü..Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı..İçinde bir CD vardı, bir de minik not.."Merhaba.. Sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak istiyorum.. Bir akşam birlikte çıkalım mı.. Sevgiler.. Ferda!." Anne bir paketi daha açtı.. Onda da bir CD ve bir not vardı.. Baba, Kız ve Zaman0 yaşında
Baba :
Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı...¿ Gözleri de bana ne kadar çok benziyor... Kızı :
Bu gözlerini benden hiç ayirmayan adam babam olsa gerek... 5 yaşında
Baba :
Prensesim benim, güzel kızım... Söyle bakalım baban sana ne alsın...¿ Kızı :
En çok babamı seviyorum... Babam, niye annemle uyuyor...¿ Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin... 10 yaşında
Baba :
Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız...¿ Kızı :
Ben babama aşığım... Büyüyünce babam gibi erkekle evlenecegim... Babam bu ay harçlığımı arttırır mı...¿ 15 yaşında
Baba :
Ne kadar da çabuk büyüdü... Eve de gittikçe geç kalmaya basladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek... Sanırım daha sert konuşmalıyım... Kızı :
Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum... Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum... Ne zaman özgür olacağım...¿ 20 yaşında
Baba :
Artık sözümü dinlemiyor, benden giderek uzaklaşıyor... Kendi parasını da kazanmaya basladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten... Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor... Kızı :
Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor... Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli...¿ Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım... Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!... 25 yaşında
Baba :
Bir gün bunun olacağını biliyordum... İşte evleniyor... Zaten aramız eskisi gibi değildi... Şimdi bir de kocası var... Prensesim beni terkediyor... Kızı :
Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki...¿ Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor... Kendi hayalindeki damat degil ya!... Sanki birlikte yaşayacak olan o... 30 yaşında
Baba :
Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur... Hem torunlarımı da özlüyorum... Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki... Kızı :
Babamları da çok ihmal ediyorum galiba... Yine telefonda çok üzgün geldi sesi... Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi... 40 yaşında
Baba :
Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor... Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum... Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim... Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı... Şimdi beni beğenmiyor... Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyecegim... Kızı :
Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor... Sürekli bir şeylerden yakınıyor... Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama... Ya ona bir şey olursa...¿ Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım... 45 yaşında
Baba :
Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel... Gözüm arkada gitmeyecegim. Her şeyi kendi başardı... Onunla gurur duyuyorum... Kızı :
Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim... İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten... Allah'ım onu benden alma! 50 yaşında
Baba :
Dünyada mutlu kal kızım !... Kızı :
Seni çok özleyecegim ve arayacağım babacığım... Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana...¿ Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol... Ve hep yanımda olduğunu hissettir, Ne bileyim ben, arada sırada işaretler yolla mesela... Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım...¿ 55 yaşında
Kadın : Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım... Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, Çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum.... Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu... Görmesini Bilen GözlerKüçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti. Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti. Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu. Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak: "Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?" Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!." diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!." |
||||||||||||||||||||||
|
|